Yaratıcılık, toplumda genellikle sadece sanatçılara, ressamlara veya yazarlara bahşedilmiş doğuştan gelen ilahi bir yetenek gibi yanlış bir algıyla kodlanmıştır. Oysa yaratıcılık, önceden var olan iki alakasız fikir, kavram veya nesne arasında yepyeni ve anlamlı bir bağ kurabilme yeteneğidir. Bebeklikten itibaren hepimizde var olan bu doğal merak ve sınırları zorlama içgüdüsü, standart eğitim sistemlerinin kalıpları içine sokulduğunda maalesef körelir. Doğru sandığımız tek bir cevaba odaklanmak yerine, "ya şöyle olsaydı?" diyerek alternatif senaryolar üretmeye başladığımızda beynimizin yaratıcı kasları yeniden çalışmaya başlar. İlham gelmesini boş boş beklemek, amatörlerin düştüğü en büyük tuzaktır; gerçek yaratıcılık ter dökerek, deneyerek ve defalarca hata yaparak ortaya çıkan bir terleme (çalışma) sürecidir. Masa başında çalışmaya başlamadan ilham perilerinin gelip omzunuza dokunmasını beklerseniz, o masada yıllarca boş kağıda bakarak oturursunuz.
Beyni beslemek ve ona farklı ham maddeler sunmak, yaratıcılığın ateşini fitilleyen en temel gerekliliklerden birisidir. Sürekli aynı tür kitapları okuyan, aynı insanlarla konuşan ve aynı rotadan işe giden bir beynin orijinal ve yepyeni bir fikir üretmesi imkansızdır. Farklı disiplinlerden beslenmek, örneğin bir mühendisin resim sergisine gitmesi veya bir doktorun şiir okuması, zihinde o güne kadar kapalı kalmış sinir ağlarını birbirine bağlar (nöroplastisite). Yaratıcı fikirler genellikle masa başında zorla düşünürken değil; duş alırken, yürüyüş yaparken veya araba kullanırken yani beyin "kuluçka dönemi"ne (incubation) girdiğinde aniden ortaya çıkar. Bu "aha!" anlarını yakalamak için, her zaman yanınızda küçük bir not defteri bulundurmak veya telefonun ses kayıt özelliğini kullanmak altın değerindedir. Aksi takdirde zihne şimşek gibi çakan o dâhiyane fikir, saniyeler içinde unutulup gidecektir.
Mükemmeliyetçilik, yaratıcılığın en sinsi katilidir ve fikirlerin daha doğmadan zihinde boğulmasına neden olur. Taslak aşamasındayken bir fikri "bu saçma" veya "bunu beğenmezler" diyerek eleştirmek, yaratıcılığın akışını anında kesen bir iç sansürdür. İlk karalamaların, ilk taslakların her zaman berbat olacağını kabullenmek ve asıl ustalığın onları daha sonra "düzenleme" (editing) aşamasında şekillendirmek olduğunu bilmek özgürlük sağlar. Rutinleri kırmak, solak olmayan birinin sağ eliyle yazı yazmaya çalışması bile beyni konfor alanından çıkarıp onu farklı düşünmeye zorlayan küçük ama etkili bir egzersizdir. Hata yapmaktan, saçmalamaktan ve başarısız olmaktan korkmayan çocuklar gibi oyuna odaklanabildiğinizde, içinizde uyuyan o büyük yaratıcı potansiyelin uyanışına şahit olursunuz.