Su, genellikle kalorisiz ve tatsız olduğu için beslenme planlarında göz ardı edilen, ancak oksijenden sonra insanın hayatta kalması için en kritik olan ikinci elementtir. Yetişkin bir insan vücudunun ortalama %60-70'i sudan oluşur ve vücuttaki her bir kimyasal reaksiyon suyun varlığında gerçekleşmek zorundadır. Vücutta sadece %2'lik bir su kaybı (dehidrasyon) bile yaşandığında, bu durum fiziksel performansta düşüş, konsantrasyon kaybı ve açıklanamayan baş ağrıları olarak anında kendini belli eder. Hücrelere besin taşımaktan tutun da vücut ısısını terleme yoluyla dengelemeye kadar (termoregülasyon) tüm yaşamsal sistemler sıvı dengesine (hidrasyon) sıkı sıkıya bağlıdır. Bazen hissettiğimiz ve tatlı yiyerek bastırmaya çalıştığımız o ani açlık krizleri bile, aslında beynimizin "su iç" sinyalini bizim "yemek ye" olarak yanlış yorumlamamızdan kaynaklanır. Kana kana içilen bir bardak su, genellikle saatlerce sürecek enerjinin en doğal tetikleyicisidir.
Metabolizmanın hızlı ve verimli çalışması için böbreklerin ve karaciğerin toksinleri vücuttan atabilmesi, büyük ölçüde yeterli su tüketimine dayanır. Böbrekler, vücuttaki atık maddeleri (üre gibi) temizleyebilmek için kana karışan sıvıya ihtiyaç duyarlar; su yetersiz olduğunda böbrek taşları ve enfeksiyonlar kaçınılmazdır. Düzenli su içmek, sindirim sisteminin de sigortasıdır; besinlerin parçalanmasını kolaylaştırır ve kabızlık gibi kronik bağırsak sorunlarının oluşmasını tamamen engeller. Eklem sıvılarını besleyerek kemiklerin sürtünmesini azaltan, aynı zamanda cildin nem dengesini sağlayarak erken yaşlanmayı (kırışıklıkları) durduran en ucuz anti-aging yöntemi de sudur. Kilo verme süreçlerinde metabolizma hızını %30'a kadar geçici olarak artırabildiği için su, diyetisyenlerin reçetesindeki ilk ve değiştirilemez maddedir. Özellikle yemeklerden yarım saat önce içilen su, midede hacim kaplayarak porsiyonların küçülmesine büyük bir destek sağlar.
Günlük su ihtiyacını karşılamak için susamayı beklemek, yapılan en büyük biyolojik hatalardan biridir; çünkü susama hissi vücut alarma geçtiğinde (çok geç olduğunda) ortaya çıkar. Kişisel su ihtiyacı yaş, cinsiyet, kilo ve yapılan fiziksel aktiviteye göre değişse de, ortalama olarak kilogram başına 30 ml su içilmesi uzmanlarca altın kural kabul edilir. Çay, kahve veya asitli içecekler suyun yerini asla tutmazlar; aksine diüretik (idrar söktürücü) etkileri yüzünden vücuttan daha fazla su atılmasına (kurumaya) neden olurlar. Sabah uyanır uyanmaz içilecek bir bardak oda sıcaklığındaki su, gece boyunca oluşan sıvı kaybını telafi ederken tüm iç organları adeta yıkayarak uyandırır. Su içmeyi unutmamak için görünür yerlerde (çalışma masasında, arabada) mutlaka bir şişe bulundurmak veya telefon uygulamalarından hatırlatıcı kurmak harika birer taktiktir. Sade su içmekte zorlananlar, sularını limon, nane veya tarçınla lezzetlendirerek bu yaşam kaynağını çok daha keyifli bir alışkanlığa dönüştürebilirler.