Kültür, bir toplumun tarih boyunca edindiği alışkanlıklar, inançlar, sanat ve yaşayış biçimlerinin devasa bir arşividir; ve her arşiv kendine özgüdür. Kültürel farklılıklar, dünyayı tekdüze ve sıkıcı bir yer olmaktan kurtaran en büyük renk ve dinamizm kaynağıdır. Ancak insan doğasındaki bilmediğinden korkma ve kendi doğrusunu mutlak kabul etme (etnosentrizm) eğilimi, farklılıkları bir zenginlik değil tehdit olarak görme riskini doğurur. Bir kültürde son derece saygıdeğer kabul edilen bir davranış biçimi, sınırın hemen ötesindeki başka bir kültürde büyük bir saygısızlık olarak algılanabilir. Göz teması kurmanın bir kültürde dürüstlük, diğerinde ise meydan okuma sayılması, bu kültürel kodların ne kadar keskin ayrımlara sahip olduğunun basit bir örneğidir. Bu derin farklılıklar anlaşılamadığında, toplumlar arasında veya toplumun kendi içindeki farklı kesimleri arasında şiddetli çatışmalar ve kutuplaşmalar yaşanması kaçınılmazdır.
Çok kültürlü (multikültürel) toplumlar inşa etmek, farklılıkları eritip tek tipleştirmek değil, her rengin kendi özgünlüğünü koruyarak aynı tablo içinde uyumla durabilmesini sağlamaktır. Kültürel çeşitliliğin yüksek olduğu şehirler veya şirketler, her zaman daha yaratıcı, daha yenilikçi ve problemlere çok daha farklı açılardan yaklaşabilen yapılara dönüşürler. Sanat, bilim ve mutfak gibi alanlarda devrim niteliğindeki yenilikler her zaman farklı kültürlerin birbirleriyle olan alışverişi (sentezi) sonucunda ortaya çıkmıştır. Tarih boyunca farklı kültürlere kapılarını kapatan, yeniliklere direnen ve safkan bir izolasyon arayan tüm toplumlar, er ya da geç gerileyerek yok olmaya mahkum olmuşlardır. Önyargıları kırmanın ve tolerans kültürünü geliştirmenin en etkili yolu, farklı kültürleri "öteki" olarak şeytanlaştırmak yerine onlarla aracısız ve doğrudan iletişim kurmaktır.
Küreselleşme rüzgarı, bir yandan sınırları kaldırıp insanları birbirine yaklaştırırken, diğer yandan zayıf yerel kültürlerin güçlü popüler kültürler tarafından yutulması tehlikesini barındırır. Modern çağın en büyük sosyolojik meydan okuması, bireylerin kendi kültürel köklerine ve değerlerine sahip çıkarken evrensel insan haklarına ve farklılıklara da saygı duyan bir denge kurabilmesidir. Dil öğrenmek, farklı mutfakları tatmak ve yurt dışı seyahatleri yapmak, bireyin vizyonunu genişleterek dünyadaki tek "doğru" yaşam tarzının kendi yaşadığı gibi olmadığını anlamasını sağlar. Farklılıklarımız bizim eksikliğimiz değil, insanlığın ortak mozaiğini tamamlayan en değerli yapboz parçalarımızdır. Kültürler arası diyalog duvar örmek değil, o duvarların üzerine köprüler inşa etmek demektir.