Sanat, insan ruhunun karmaşık ve karanlık dehlizlerinde kaybolan duyguların gün yüzüne çıkması için en güvenli sığınaktır. Kelimelerin yetersiz kaldığı travmatik anılarda veya derin üzüntülerde, renkler, şekiller veya beden dili imdadımıza yetişir. Bir sanat eseri üretirken veya icra ederken kişi, tamamen bilinçdışının akışına kendini bırakır ve içsel savunma mekanizmalarını devre dışı bırakır. Bu süreçte yaşanan şey basit bir el becerisi değil, ruhun kendi kendini tedavi etmeye çalışmasıdır (sanat terapisi). Korkularını tuvale çizen bir kişi, aslında zihnindeki o karanlık imgeyi somutlaştırarak onu karşısına alır ve korkusuyla yüzleşme cesareti bulur. Sanatın sağladığı bu katarsis (arınma) deneyimi, çoğu zaman saatlerce süren psikoterapi seanslarından bile daha hızlı ve kalıcı sonuçlar verir.
Estetik olanı deneyimlemek, beynin strese ve kaygıya karşı ürettiği en güçlü doğal panzehirlerden biridir. Bir müzede saatlerce tabloları incelemek veya bir senfoni orkestrasını dinlemek, zihnin zaman algısını kaybederek bir tür meditasyon haline geçmesini sağlar. Bu estetik dalıp gitme hali (akış), günlük hayatın dertlerinden, maddi kaygılarından ve faturalarından kısa süreliğine de olsa tamamen uzaklaşmaktır. Düzenli olarak sanatla ilgilenen veya tüketen bireylerin, olaylara karşı çok daha yüksek bir tolerans ve sükunet geliştirdikleri gözlemlenmiştir. Ayrıca sanat, dünyada sadece acı ve kaos olmadığını, güzelliğin ve zarafetin de var olabileceğini insana kanıtlayarak umut aşılar. Yaşama sevinci zedelenmiş bir birey için sanat, hayata tutunmasını sağlayacak yepyeni ve renkli bir anlam çerçevesi çizebilir.
Sanat eserlerindeki farklı yorumlamalar ve belirsizlikler, bireyin zihinsel esnekliğini artırarak farklı fikirlere açık olmasını kolaylaştırır. İki kişinin aynı tabloya veya aynı filme bakıp tamamen farklı sonuçlar çıkarması, gerçeğin tek ve mutlak olmadığı fikrini bilinçaltına yerleştirir. Bu çoğulculuk anlayışı, kişiyi dogmatik ve bağnaz düşünce yapılarından uzaklaştırarak empati yeteneği yüksek, özgür düşünen bir bireye dönüştürür. Sanatın amacı bize ne düşüneceğimizi dikte etmek değil, bizim kendi düşünce sınırlarımızı esneterek bize doğru soruları sordurtmaktır. Dolayısıyla sanat sadece elitlerin uğraş alanı veya boş zaman aktivitesi değil, sağlıklı bir zihin inşasının en önemli yapı taşıdır. Ruhunu sanatla beslemeyen bir insan, her zaman eksik, sert ve renksiz bir karaktere sahip olmaya mahkumdur.