İnsan, içine doğduğu coğrafyanın ve o bölgedeki yerel alışkanlıkların farkında olmadan şekillendirdiği yaşayan bir heykeltıraş eseri gibidir. Büyüdüğümüz mahallenin kuralları, evde pişen yöresel yemeklerin kokusu ve konuşulan şivenin tonlaması, karakterimizin en derinlerine işleyen görünmez kimlik kodlarıdır. Bu kodlar, ileriki yaşlarda nerede olursak olalım, olaylara vereceğimiz tepkileri, mizah anlayışımızı ve insanlarla kurduğumuz ilişkinin sıcaklığını belirler. Ege'nin rahatlığı ile büyümüş bir bireyin zaman algısı ile, Karadeniz'in hırçın coğrafyasında yetişmiş birinin tez canlılığı, tamamen yerel alışkanlıkların psikolojik yansımalarıdır. İnsan ne kadar eğitim alırsa alsın veya dünyayı ne kadar gezerse gezsin, kriz anlarında veya en rahat olduğu zamanlarda her zaman fabrika ayarlarına, yani yerel kimliğine geri döner. Bu aidiyet hissi, karmaşık ve belirsiz bir dünyada insanın ayaklarını sağlam basmasını sağlayan en güçlü psikolojik çapadır.
Mutfak kültürü, yerel alışkanlıkların en belirgin ve en çok duygusal bağ taşıyan taşıyıcı unsurlarından birisidir. Annesinin yaptığı yöresel bir yemeğin kokusunu yıllar sonra dünyanın başka bir ucunda duyan birinin gözlerinin dolması, yemeğin hafızayla olan eşsiz bağlantısıdır. Sofra adabı, yemeklerin paylaşılma biçimi veya misafire sunulan ikramlar, aslında o bölgenin cömertlik, saygı ve hiyerarşi anlayışının bir özetidir. Benzer şekilde yöresel müzikler ve oyun havaları, o halkın acılarını, aşklarını ve isyanlarını nesilden nesile aktaran ritmik birer tarih kitabıdır. Düğün ve cenaze gibi toplumsal törenlerin yöreden yöreye değişen ritüelleri, bireyin topluma nasıl entegre olacağını ve acıyla nasıl başa çıkacağını öğretir. Yerel diller ve şivelerdeki bazı kelimelerin başka dillere tam çevrilememesi, o duygunun sadece o coğrafyaya özgü yaşandığının en güzel kanıtıdır.
Giderek küreselleşen ve herkesin birbirine benzemeye başladığı modern dünyada, yerel alışkanlıkları korumak bireyin özgünlüğünü savunması demektir. Memleketinden uzakta yaşayan insanların kendi aralarında dernekler kurarak bu alışkanlıkları yaşatmaya çalışmaları, tamamen bir köklenme ve güvende hissetme ihtiyacıdır. Ancak yerel değerlere sıkı sıkıya bağlı kalırken, dış dünyaya ve yeniliklere tamamen kapalı bir zihniyet geliştirmek de kültürel bir taassup yaratır. En sağlıklı kimlik inşası, kendi yerel değerlerini sevip korurken, evrensel kültür kodlarına da açık ve saygılı olabilen bir sentez yaratmaktır. Bireyin dünyalı bir vizyona sahip olurken, kendi köyünün türkülerinde hüzünlenebilmesi muazzam bir kültürel zenginliktir. Sonuç olarak insan, kökleri ne kadar derindeyse dallarını gökyüzüne o kadar yükseğe uzatabilen bir canlıdır.